Yeni Dünya Düzeni, Yeni Normal, Maske, Sosyal Mesafe, Kölelik
Featured

Yeni Normal: Çözümsüzlük çözüm olunca

Biz düşmanlarımızı sadece yok etmeyiz, onları değiştiririz!

George Orwell

Bir Fransız karı koca çocukları olmasını diliyor fakat bu istekleri bir türlü gerçekleşmiyor.

Yıllar sonra artık neredeyse ümitlerini kaybetmişken nihayet şirin bir oğlan çocukları oluyor.

O kadar mutlu oluyorlar ki hayatlarının bu "en büyük" hediyesinin anısını hep yaşatmak için çocuğa buna uygun bir isim koymaya karar veriyorlar.

Düşünüp taşınıp çocuğa "Muhteşem" (Formidable Fransızcada çok büyük, olağanüstü demek) adını koyuyorlar.

Ne yazık ki çocuk büyüdüğünde ufak tefek, çelimsiz biri oluyor. Bu yüzden yıllarca herkes bir ona bir de adına bakıp alay ediyor.

Muhteşem nihayet ölüm döşeğine düşünce karısına "Hayatım boyunca bu ahmakça isim yüzünden huzur bulamadım. Bu adın mezar taşıma da yazılmasını istemiyorum. Sen ne istiyorsan yaz ama adımı yazma!" diyor.

Kadın tamam deyip söz veriyor ve adam ölüyor.

Kadın düşünüp bir ömür mutluluk içinde geçen hayatını da göz önüne alarak güzel bir çözüm buluyor ve mezar taşına şöyle yazıyor:

"Burada ömrü boyunca karısına sadık kalmış bir adam yatıyor."

Ondan sonra mezarı yakınından geçip mezar taşını okuyan herkes şöyle diyor:

"İşte bu muhteşem!"

*     *     *

Bu fıkrada biçare Muhteşem'in başına gelen lanetin ölümünden sonra bile peşini bırakmamasının müsebbibi elbette karısıdır diyebilirsiniz. Evet, kısmen doğru. Kadın biraz daha iyi düşünüp taşınabilir, eşten dosttan, bilenlerden fikir danışabilirdi. Bulduğu çözüm zavallı kocasını ölümünden sonra bile rahat bırakmayacak cinsindendi. Fakat ne olursa olsun kadın iyi niyetliydi ve kocasına verdiği sözü yerine getirmek istiyordu. Bu fıkra bize anlattı ki ne kadar iyi niyetli olursak olalım meselelere bulduğumuz çözümlerde dikkatli olmalı, bunun problemi çözmekten çok, daha katlanılmaz hale getirmemesine dikkat etmeliyiz.

Bunu anladık!

Peki ya çözüm kasıtlı olarak çözümsüzlüğü hedefliyorsa?

Bu yazıda anlatılanların daha bütünleyici bir biçimde anlaşılması için henüz okumadıysanız bundan bir önceki "Yeni normal normal değil" başlıklı yazıyı okumanızı tavsiye ederim.

Şeytanın en büyük hilesi: Normalleştirme!

Amerikalı fizikçi Heinz Rudolf Pagels 1982 yılında yazdığı ve Türkçeye "Kozmik Kod II - Maddenin İçine Gezi" başlığıyla çevrilen kitabında, yalnız fizikte, bilimde değil hayatın her alanında belki biz farkına bile varmadan bakışımızı, algılayışımızı yönlendiren bir durumdan söz ediyor:

"Bir adamın evindeki terazide 80 kg geldiğini düşünün. Daha sonra bu adam iyi bir yemek yer ve ağırlığına birkaç utanç verici kilo ekler. Fakat terazisini yine yalnızca 80 kg gösterecek şekilde ayarlayarak bir hile yapmaya karar verir. Bu hile -ya da ayarlama- renormalizasyon prosedürüdür."

Pagels'in sözünü ettiği renormalizasyon kavramını Türkçeye yeniden normalleştirme ya da kısaca normalleştirme diye çevirebiliriz. Yani adam teraziyi öyle ayarlıyor ki terazi devamlı 80 gösterdiği için zaman içinde azar azar aldığı kilolar gözüne yokmuş gibi görünüyor. Bunun bir de adamın kendi ömrü içinde uzun zamana yayılarak çok az miktarlarda arttığını düşünelim. Terazi kendisine hep 80 gösterecek, adam da yıllar içinde aldığı kiloları fark etmeyecek, belki gizlice fark etse bile yağlı, şekerli yiyeceklerin verdiği lezzetin zevki daha ağır bastığı için bu düşüncelerini bastıracak, fark ettiğini fark etmiyormuş gibi yaparak kilolarını artırmaya devam edecek.

İşte yıllar içinde toplumların başına gelen tam da budur!

Belli bir takım inanç, gelenekler, değerler temeli üzerine kurulmuş bir toplum zaman içinde azar azar yapılan ekleme ve çıkarmaların "normalleştirilmesiyle" uzun vadede bünyesine eklediği zevkli ama zararlı ağırlıkların yükünü kaldıramayacak hale gelecek ve çökecektir.

Tüm dünyada insanları ve toplumları belki 300 yıldır yönlendirip şekillendirmeye çalışan şeytani bir yapı var. Bu şeytanilerin insanların gözünü boyamada, onlara hayal bile edemeyecekleri mucizeler sunan tanrıyı oynamada kullandıkları sihirli değnekleri ise bilim ve teknoloji.

Bunlar aynı zamanda dünya ve insanlık üzerinde problemler oluşturuyor, daha sonra buna çözüm diye insanları bir sonraki aşamada problemin içine daha çok batıracak reçeteler sunuyorlar. Bugün yeni normal diye dayattıkları şey de bundan başka bir şey değildir.

Aşağıdaki Twitter gönderisinde Ralph Epperson'un 1989 tarihli "The New World Order - Yeni Dünya Düzeni" başlıklı kitabından bazı örnek cümleler bulabilirsiniz. Devamını okumak için yazının üzerine tıklayın, açılınca bir daha yazının üstüne tıklayın.

Ralph Epperson'un bu kitabı söz konusu şeytani yapının dünya ve insanlar üzerinde gerçekleştirmek istedikleri emellerini ve ne kadar uzun zamandan beri bunun üzerinde çalışıp hazırlandıklarını gösteren delillerden (sadece) biridir. Bunların toplumları ve insanları normalleştirme yoluyla yozlaştırmada kullandıkları en etkili araç en başta televizyon, bununla beraber eğitim, basın, medya, sinema, müzik, moda, reklamlar, ünlüler, siyasetçiler, teknoloji ve bilim olmuştur.

Televizyon ve yukarıda saydığım diğer araçlarla toplumların içine azar azar zerk ettikleri zehir aşama aşama normalleştirilmekte, nihayet her bir kuşak bir öncekine göre nihai yozlaşmaya biraz daha yaklaştırılmaktadır ki bu nihai yozlaşma kabul edilmiş kölelik ve putperestlikten başka bir şey değildir. Üstüne bir de bunun adını kuşak çatışması koyarak yozlaşmanın kendisini de normalleştirmektedirler. Toplumların bu yozlaşmadan kurtulabilmelerinin belki yegane yolu geçmişleriyle, gelenekleriyle ve inançlarıyla koparılmış bağlarına yeniden tutunabilmeleridir fakat bu da maalesef çok zordur. Gene de her bir neslin bilinçli bir şekilde yozlaştırma programına tabi tutularak bugüne geldiğini bilmesinde yarar vardır.

Her yeni kuşağın nihai yozlaşmaya biraz daha yaklaşmasının önemli oranda sorumlusu, kendisine sinsice ya da açıkça dayatılan normalleştirme programına direnmeyen bir önceki kuşaktır. Hele bir de bu dayatma tüm dünyada birden Yeni Normal adıyla kabul edilmeye zorlanıyorsa, iş artık direnmekten öte savaş boyutuna gelmiştir. Bugün şuna artık karar vermenin zamanıdır:

Çocuklarımızın şeytanilerin kölesi olmasına göz yumacak mıyız?

Köleliğin simgesi: Maske

Önceki yazıda da belirttiğim gibi dünyanın çeşitli yerlerinden çok sayıda doktor, bilim adamı kısıtlamalar, sosyal mesafe, aşı, maske konularında defalarca uyarılarda bulundular ve hâlâ bulunuyorlar. Şu Maske arama linkine tıklayıp bazı örnekleri okuyabilirsiniz. Fakat bizim devlet yöneticileri, medya, bilim adamları(!) bu araştırma sonuçları ve açıklamalara şöyle bir bakalım bile demiyorlar. Hep bir ağızdan sürekli aynı korkuyu pompalamaya devam ediyorlar. Sağlık bakanı, cumhurbaşkanı, bilim kurulu üyeleri yeni normal hayatta özellikle dikkat etmemiz gereken üç husus olduğuna vurgu yapıyorlar: Maske, sosyal mesafe, temizlik.

Ralph Epperson'un Yeni Dünya Düzeni kitabında sözünü ettiği gibi tek merkezli ve tek dinli dünya yönetimine uygun olarak her yerde kiliseleri, camileri, ibadethaneleri kapattılar. Kaynakları okuyanlar bilirler hem İslam'da hem Hıristiyanlıkta hem de Yahudilikte kadınlar için başörtüsü vardır. Buna rağmen dünyada bu dinlere mensup kadınların tamamına başörtüsü taktırmayı kimse başaramamışken bunlar tüm dünyada insanlara maske taktırmayı başardılar. Bu haliyle maske adeta yeni dinin kutsal sembolü olmuştur.

Peki neden zararlı bile olduğu halde maske ısrarlarında devam ediyorlar?

Bunun tek nedeni olabilir: Talimat!

Bu ısrarlı tutumun birebir aynısının bir tek bizim ülkemizde değil neredeyse dünyanın tamamında devlet yöneticileri, sağlık sektörü ve bilim adamlarınca sürdürülmesinden anlıyoruz ki bütün bunlar küresel merkezi bir talimatla gerçekleştiriliyor.

Bu küresel Yeni Dünya Düzeni sapkınlarının hep sembollerle haberleştiklerini, kendilerini ele verdiklerini ayrıca anlatmama gerek var mı bilmiyorum.

O halde maske neyin sembolü?

Bunların kullandıkları semboller, yaptıkları icraatlar tek bir manaya gelecek, tek bir hedefi olacak diye bir şart yok. Her birinin birçok anlamı olabilir fakat genelde bu hedeflerden biri daha ağır basar. Bunu daha önce yazı karakteri sınırı olduğundan Twitter'da en temel haliyle belirtmiştim.

Maske temelde köleliliğin sembolüdür.

Şimdi birkaç delil ortaya koyalım. California Üniversitesi Mandeville Özel Koleksiyonlar Kütüphanesi kayıtlı 1839 tarihli aşağıdaki resmin bulunduğu Slave with Iron Muzzle başlıklı internet sayfasındaki ilgili açıklama şöyle:

Köle alınan insanlar efendileri tarafından itaatsizlik veya paylarına düşen yemekten daha fazlasını yemekle suçlandıklarında, yüzlerine demirden bir ağızlık takılacağını bilirlerdi. Olaudah Equiano 1700'lerin ortalarında böyle bir teçhizatla ilk karşılaşmasını şöyle anlatıyor:

"Eve geldiğimde akşam yemeğini pişiren siyahi bir kadın köle gördüm ve bu zavallı yaratık zalimcesine demirden çeşitli cihazlarla donatılmıştı. Özellikle bir tanesi başına takılmış, ağzını sıkıca saran ve neredeyse konuşmasını, yiyip içmesini tamamen engelleyecek bir şekildeydi. Sonradan demir ağızlık diye adlandırıldığını öğrendiğim düzenek nedeniyle dehşete düştüm ve şoke oldum."

Köleliğin simgesi maske. Sömürgeci batılı efendisi tarafından cezalandırılan köleye demir ağızlık takılıyor.

Aynı resmin bulunduğu Dirt-Eating Slaves and Impressed Sailors başlıklı sayfada şu bilgiler yer almaktadır:

Amerika'da Afrikalı çoğu köle sesinin kesilmesi ve özgürlüğünün kısıtlanması maksadıyla 'dirt-eating masks' (toprak ya da pislik maskesi) diye adlandırılan demir ağızlıklar takmak zorundaydı.

19. yüzyılda Afrika'dan getirilen kölelere ve köleleştirilen Brezilya yerlilerine ve esir alınan İngiliz denizcilere efendileri tarafından bir kısmı demirden yapılma çeşitli maskeler takılıyordu.

Maskelere bu adın verilmesinin nedeni kölelerin konuşma ve yemek yemelerinin engellenmesinin yanı sıra, gördüğü dayanılmaz baskı ve zulüm karşısında artık hayatına son vermek isteyen kölelerin toprak ya da pislik yiyerek intihar etmelerinin önüne geçmekti.

Aşağıdaki resmin bulunduğu "Fugitive Slave with Face Mask, Rio de Janeiro, Brazil, 1846 - Yüzü Maskeli Kaçak Köle" başlıklı sayfada şu bilgiler yer almaktadır:

"Yakalanan kaçak köleleler en zor ve en kaba işi yapmak zorundaydılar. Genellikle zincirlere bağlanırlar ve şehirdeki mahalleler arasında yük taşırlar ya da sokaklarda çöp süpürürler. Böyle bir köle o kadar korkmuştur ki, tekrar kaçma umudunu tamamen yitirir ve intihardan başka bir şey düşünmez. Çok miktarda keskin likörü tek yudumda içerek kendisini zehirler veya pislik ya da toprak yiyerek kendisini boğar. Onların bu yolla kendilerini öldürmelerini engellemek için yüzlerine tenekeden bir maske takarlar. Bu şekilde nefes alabilsinler diye maskenin, ağzının önünde çok dar bir yarık ve burnunun altında birkaç küçük deliği vardır."

Yüzü Maskeli Kaçak Köle, Rio de Janeiro, Brezilya, 1846

Portekizli yazar, psikolog, teorisyen ve disiplinler arası sanatçı Grada Kilomba "The Mask: Remembering Slavery, Understanding Trauma (Maske: Köleliği Hatırlamak, Travmayı Anlamak)" başlıklı makalesinde maskenin sömürgeciliği sembolize ettiğini söylüyor.

Grada Kilomba "The Mask: Remembering Slavery, Understanding Trauma (Maske: Köleliği Hatırlamak, Travmayı Anlamak)"

Kilomba şöyle devam ediyor:

"Çocukluğumda hakkında sıkça duyduğum bir maske var. Birçok anlatım ve ayrıntılı açıklamalar beni bunların geçmişin basit gerçekleri olmadığı aksine ruhumuza gömülmüş yaşayan anılar olduğu konusunda uyarıyor gibiydi. Bugün bunları yeniden anlatmak istiyorum. O sesi kesilmişliğin acımasız maskesi hakkında konuşmak istiyorum.

Maske beyaz efendiler tarafından köleleştirilmiş Afrikalıların tarlalarda çalışırken şeker kamışı veya kakao çekirdeği yemesini önlemek için kullanılmakla beraber asıl işlevi bir sesi kesilmişlik duygusu ve korku oluşturmaktı."

Kölelik ve demir maskeler.

 

Eski dönemlerde sömürgecilerin kölelere taktıkları maske üzerine daha birçok kaynak var. Yazı fazla kalabalıklaşmasın diye bunları da sizin araştırmanıza bırakıyorum. Temel olarak kölelere maske ya da ağızlık takılmasının nedenlerini şöyle sıralayabiliriz:

  • Kölelik
  • Sömürgecilik
  • Kölenin sesini kesmek
  • Köleler arası iletişimi kesmek
  • Gıda kontrolü
  • İtaat oluşturma
  • Korku verme
  • Anadilini unutturma
  • Şarkı söylemelerini engelleyerek kültürünü unutturma
  • Altın, elmas gibi değerli madenleri yutmasını engelleme
  • Efendiye tam teslimiyet

Şimdi günümüze dönelim ve yukarıda sorduğumuz soruyu tekrar soralım:

Neden küresel şeytaniler tüm dünya toplumlarına ve insanlarına ısrarla maske dayatıyor?

The Economist dergisinin 2020 yılı öngörüsüne dair kapağını hatırlarsınız. Kapaktaki harfler, rakamlar, isimler, kelimeler hakkında çokça konuşuldu, yorumlar yapıldı zaten. Ben buna girmeyeceğim. Fakat kapakta 2020 rakamının birinci 20'sinin kırmızı, ikinci 20'sinin yeşil olması üzerine genelde 2020 yılının ilk yarısının kötü, ikinci yarısının iyi olacağı yorumu yapıldı. Koronanın başlarında sohbet ettiğim biri de aynı diğerleri gibi "İlk altı ay kötü, ikinci altı ay iyi olacak. İkinci yarıda yeşil var, her şey normale dönecek." dedi. Ona "Hayır ikinci yarıda bize değil onlara yeşil olacak. Yani yapmak istediklerini yapmış olacaklar. Birbirlerine işi bitireceğiz mesajı veriyorlar." dedim.

The Economist dergisi kapağı 2020 yılı öngörüsü.

Daha sonra The Economist'in Mart-Nisan 2020 kapağını gördük. Önde maskeli bir köpek, tasmasını maskeli bir adam tutuyor, yukarıdan gelen kocaman bir el de maskeli adamın tasmasını tutuyor. Resmin üst tarafında "Her şey kontrol altında - Büyük devlet, özgürlük ve virüs" yazıyor.

Bundan daha açık nasıl analatabilirdi ki? Açıkça "İşi bitirdik! İnsanları teslim aldık! Onları köpeğimiz, kölemiz yaptık! Maske de bunun simgesi!" diyor.

Maske ve kölelik arasındaki bağlantıyı kurmada bu bilgilerin yeterli olacağını düşünüyorum. Daha fazlasını merak edenler ya da biraz daha araştırmak isteyenler için yazının sonuna birkaç sayfa bağlantısı ekliyorum.

Şimdi bir de tüm dünyaya dayatılan ikinci madde olan "Sosyal Mesafeye" bakalım. Maske köleliği temsil ediyorsa sosyal mesafenin de sembolik bir karşılığı olmalı.

Sosyal Mesafe: İblis tuzağı!

Supernatural adlı bir dizi var. Birinci sezon yirmi ikinci bölümünün adı Devil's Trap (İblis'in Tuzağı). İzlediğimden değil, araştırırken buldum. Bu bölümün başlığını oradan aldım. Bazen tepesi yukarıda bazen de aşağıda resmedilen etrafına çember çizilmiş beş köşeli yıldız hem dizinin bu bölümünde hem de başka yerlerde karşımıza çıkar.

Supernatural dizisi - Bölüm adı: Devil's Trap

Bütün mesele yani sosyal mesafeden maksat insanlar arasında ayrılık çıkarmak, birliklerini bozmaktır. Bu da gene şeytanın en büyük hilelerindendir. İnsan topluluklarının en güçsüz hali birliklerinin bozulduğu, aralarına ayrılık girdiği zamanlardır. Çünkü bazen durum öyle bir hal alır ki düşmanın saldırmasına gerek kalmadan birbirlerini yiyip bitirebilirler.

Maske konusunda olduğu gibi sosyal mesafeyle de ilgili Twitter'da yazı karakteri sınırı elverdiğince bir özet yazmıştım.

Sosyal mesafe dayatmasında da kadim bilgiler ve şeytani sembollerden yararlanıp icraatlarını süsleyerek bu şekilde birbirleriyle haberleşiyorlar.

Sosyal Mesafe Çemberleri - İzmir Kordon

Eski kaynaklarda araştırıp bulabilirsiniz. Hûd Peygamber ve Şeybân-ı Râî'nin çizdikleri çember anlatılır.

Hûd Peygamber zamanında Âd kavmini helak etmek üzere öyle güçlü bir fırtına ve hortum çıkar ki kaptığını uçurup havada parça parça eder. Hûd Peygamber iman edenlerin etrafına bir daire çizer, rüzgar oraya yaklaşınca yumuşar ve hafif esmeye başlar, böylece onlara bir zarar vermez.

Geçmiş zamanın büyük evliyasından Şeybân-ı Râî de Cuma namazına giderken, kurtlar saldırıp yağmalamasın diye sürünün etrafına çizgi çeker.

Hem İslam kaynaklarında hem de Yahudi Kabalasında rastladığımız Süleyman'ın Mührü, Süleyman'ın Yüzüğü ya da Hâtem-i Süleyman diye bilinen ve sihirli güçlere sahip yüzüğün, üzerindeki desenleriyle beraber bilim, güzellik, metafizik, tıp, sihir, astroloji, astronomiyi sembolize etmekte olduğuna inanılıyor. Yahudilerin ve Hıristiyanların Kral Süleyman diye bildikleri ve İslam'da Peygamberlerden sayılan Hz. Süleyman'ın çeşitli kaynaklarda bu yüzükle hem iyi hem kötü cinlere hükmettiğinden, hayvanlarla ve bitkilerle konuşup onların dillerini anladığından bahsedilmesine rastlıyoruz. Yüzük bir çember içerisinde beş ya da altı köşeli bir yıldız deseni olması şeklinde tarif ediliyor.

Seal of Solomon - Süleyman'ın Mührü - Hâtem-i Süleyman

Şimdi diyebilirsiniz ki, nasıl oluyor da hem iyiler hem de kötüler benzer sembolleri kullanabiliyor. İki adam düşünün, ikisinin de silahı var. Birisi silahla ailesini ya da vatanını savunuyor, öteki masum insanları öldürüyor.

Koronavirüs, Sosyal Mesafe, Okul, Çocuklar

Dünyanın çeşitli yerlerinde parklarda, gezinti alanlarında, çocukların okullarında insanları birbirinden uzak tutmak için çemberler, dörtgenler çizildiğini, aralarına çizgiler çekildiğini gördük. Korona düzenbazlığıyla insanları evlerine kapatan şeytanilerin sosyal mesafe çemberi ya da çizgileriyle yukarıda anlattığım sembollerin birebir aynısını hedeflediklerini söylemek istemiyorum. Fakat özet olarak yapmak istedikleri nedir diye soruyorsanız yukarıdaki Twitter gönderisine tekrar bakabilirsiniz.

Ne yapabiliriz?

  • Hükümet COVID-19 nedeniyle sosyal mesafe, maske, hijyen, temas takibi, zorunlu test, zorunlu aşı bağlantılı tüm uygulamalardan derhal vazgeçmeli.
  • Eğer hükümet bu konuda ısrarcıysa, Bill Gates vakıfları ve benzer küresel kuruluşlarla anlaşmalar ve işbirliği yapmak isteyip istemediği halka sorulmak üzere referandum yapılmalı.
  • Hükümet ısrarını sürdürürse hukukçuların önderliğinde toplu davalar açılmalı.
  • Hükümet vazgeçse de halka danışılmadan kötü niyetli küresel güçlerle anlaşmalar yapılması, onlara ekonomik destek sağlanması, işyerlerinin kapatılıp insanların zarara sokulması, her yaştan insanın ruh sağlığının bozulması gibi nedenlerle davalar açılmaya devam edilmelidir. Hükümetin bunlardan talimatsız vazgeçeceğini sanmıyorum. Aksine küresel güçlerin dayatmalarını sonuna kadar sürdüreceklerini düşünüyorum.
  • Hem sosyal medyada hem de çevremizde belgelerle anlatılarak bu düzenbazlığın daha çok kişiye duyulması sağlanmalı.
  • Güç birliği oluşturmak üzere çözüm yolları aranmalı.
  • Bizim toplumumuz da dahil tüm insanlık bu travmayı uzun yıllar üzerinden atamayacak. Bu nedenle mücadeleyi sürdürme azmimizi asla kaybetmememiz lazım.

Sizi ele geçirirlerse ya taşlayarak öldürürler ya da kendi dinlerine döndürürler. O zaman da bir daha asla kurtuluşa eremezsiniz.

Kehf 18:20

Bazı linkler

Dirt-Eating Slaves and Impressed Sailors
Seal of Solomon
Trump shares tweet that face masks represent slavery
Slave with Iron Muzzle
The Mask: Remembering Slavery, Understanding Trauma
Masque de fer blanc que l'on fait porter aux nègres
Negro Heads, with Punishments for Intoxication and Dirt-Eating
Iron Mask, Neck Collar, Leg Shackles, and Spurs, 18th cent.
Iron Mask and Collar for Punishing Slaves, Brazil, 1817-1818
Fugitive Slave with Face Mask, Rio de Janeiro, Brazil, 1846
Iron Collars as Punishment for Fugitive Slaves
The Mask of Obedience: Male Slave Psychology in the Old South
Slave Tortures: The Mask, Scold's Bridle, or Brank

Not: Bu yazının başlığını ve yazının girişindeki fıkrayı Avusturyalı psikoanalist Prof. Paul Watzlawick'in 1987 tarihli "Wenn die Lösung das Problem ist - Çözüm problem olursa" konulu sunumundan aldım. Benim burada işlediğim konu ilgili sunumdakinden tamamen farklı olduğundan ona ayrıca değinmedim. Yazıyı tamamlamak bir hayli uzadığından bazı kısımlar eksik ya da yetersiz görünebilir. Bunun için kusura bakmamanızı rica ediyorum. Bu nedenle soru sorulursa cevap vermeye çalışırım.

Gizlilik Bildirimi
Gizlilik Bildirimi

Kullanıcı deneyimini geliştirmek ve internet sitesinin verimli çalışmasını sağlamak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Çerez kullanımına izin vermek için lütfen tıklayın.